Ana SayfaMimarlarMimarlık OfisleriProjelerProje TipleriYarışmalarÖdüllerEtkinliklerKitaplarSüreli YayınlarOkullarKentlerArkiv Seçkileri
Mimarlar
Arkiv > Mimarlar > Mehmet Konuralp
| Mehmet Konuralp | |
![]() | Kişisel Bilgiler Eğitim ve Meslek Hayatı Mesleki Etkinlikler, Yayınlar ve Başarıları Projeleri Arkitera Harita'ya Kayıtlı Projeleri (1) |
arkiteraforum
Bu soruyu, Aralık 1999’da, Yem Yayınevi’nde ‘Türk Serbest Mimarlar Derneği’nin düzenlediği ‘Mimar Anlam Beğeni Sempozyumu’nda yaptığım konuşmadan bir alıntıyla cevaplamak istiyorum.
“Türkiye üzerinde odaklaşıyoruz, konumuz Türkiye, hemen Batıya atlayıp, repertuarından bir şeyler getirerek konuyu sulandırmakta da hiç yarar görmüyorum. Çünkü, bir resmi ideolojik tarihsel çizgi içinde bu kadar geniş ve filozifik bir yaklaşma zaten mümkün değil. Yani, Borsalino şapkayla Farabi arasına sıkışmış bir kültürün nerede olduğunu da tartışmak şu anda mümkün değil. Çünkü, öyle bir kültürün şu anda kesinleşmiş varlığı yok.
Dolayısıyla, temel sorunu atlayarak; yani binanın temellerini yapmadan, beşinci kattaki salonun tefrişini tartışmanın bir gereğini ben yine yakalamış değilim. Çünkü, bizim bir asgari altyapı sorunumuz var. Bu asgarideki toplumsal müşterekliği saptamadan, beğeninin sadece bir küçük burjuva düzeyinde, mimarın şu anda ele almış olduğu eserler üzerinden bir envanterle, Türkiye’deki mimarlığın beğenisini veya anlamını tartışmak çok zor.
Hal böyle olunca, birdenbire halkın popülist anlayışındaki yaklaşmalarına kaçıyorsunuz ve bir Sultanbeyli’yle, Kızılay’daki mega blok düzeyindeki yaklaşımı tartışmaya başlıyorsunuz.
Herhalde İstanbul civarındaki, Bahçeşehir’le Sultanbeyli’yi tartıştığımız zaman, muhakkak ki Sultanbeyli, Camillo Sitte’nin prensiplerine çok daha yakın ve uygun.
Hal böyle olunca, tartışılacak olan nesnenin, bence anlam ve beğenisinden önce kriterlerini iyi hesaplamak gerekir diye açtım mı, kapattım mı konuyu bilemiyorum.........”
Mehmet Konuralp
Sn.Konuralp,
sizi yeni tanımaya başlayan biriyim.Modernizm'in evrensel dilini konuşan ve bugüne kadar değişmeyen bir üslüp çizginiz olduğunu görüyorum. Size bir öğrenci ve bu boşluğun yarattığı ihanetleri korkuyla gözlemlemekte olan biri olarak küçük bir sorum olacak.
Tanzimat Fermanı’nın ilanından bugüne kadar geçen dönem modernleşmenin gerek yayılma alanı,gerek yayılma biçimleri açısından homojen bir zaman dilimi değildir.
Sizce Türkiye modernizmi (belki biraz sığ bir sözcük oldu) aydınlanmayı yaşamış mıdır…..yaşayacak mıdır? O otobandan kurtulup merkeze doğru yol alabilecek miyiz?
Teşekkürler...
o.ü









