Junkistanbul
 
Detayl� arama
ProjeMimarDiÄŸer kiÅŸi
İşverenOfisKuruluş
Süreli YayınKitapYarışma
EtkinlikOkulKent
MakaleÖdül
Projeler
ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPQRSŞTUÜVWXYZ
1920-291930-391940-491950-591960-691970-791980-891990-992000-09
Arkiv > Projeler > Santralistanbul Çağdaş Sanat Müzesi Uygulanmış ProjeEngelli Erişimine Uygun TasarlanmıştırArkiv Seçkileri'nde Yer AlmıştırPDF versiyonuFavorilerinize EkleyinRapor EtSayfayı Yazdır
Son güncelleme tarihi : 10/11/2008 11:07
Santralistanbul Çağdaş Sanat Müzesi
Künye
Tasarım EkibiEmre Arolat
Nevzat Sayın
Kerem Piker
Natali Tombak
Mimarlık Ofis(ler)iEmre Arolat Architects
TRafo-mimarlar Mimarlık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti
İşverenİstanbul Bilgi Üniversitesi
Adresİletişime geçmek için üye girişi yapmalısınız!
Proje Tarihi2004 - 2006
Yapım Tarihi2006 - 2007
Arsa Alanı6.767 m2
Kapalı Alan1.743 m2
Proje TipiMüze
Yapım TürüBetonarme
Açıklama

Yüzyıllar boyu İstanbul'un merkezi ve sahnesi olan, 19. yüzyıl sonundan itibaren gözden düşmeye başlayarak 1990'lara kadar giderek köhneleşen, son 15 yıl içinde ise yeniden keşfedilerek birçok projeyle bir kere daha göz kamaştırmaya başlayan Haliç'in tam bitim ucunda, Alibeyköy ve Kağıthane derelerinin arasında yarımadalaşan 107.000 metrekarelik arazi üzerine yayılmış, 1910'lar ile 1950'ler arasında oluşmuş tipik bir modern sanayi yerleşmesi olan Silahtarağa Elektrik Santralı'nın yenilenerek müze, rekreasyon ve eğitim tesislerine dönüştürülmesine İstanbul Bilgi üniversitesi talip oldu.

Proje çalışmasının ilk aşamasında, inandırıcı koruma ve yenileme kanallarını açabilmek için, yerleşmenin ulaşılabilen bütün katmanlarını içeren bir okuma zemininin oluşturulması amaçlandı. Bu anlamda yapılan araştırmalarda, 1910'larda hazırlanan ilk projenin izlerinin sürdüğü, ancak 40 yıl içinde şekillenmiş olan endüstri yapıları yığınında, en baştaki keskin proje kararlarının gevşetildiği, pragmatik hamlelerle formel ihlallerin yapıldığı, makina ve kazan daireleri ile lojmanlar olarak genellenebilecek bina gruplarının stilistik karakterlerinin ve yapım sistemlerinin kararlı bir biçimde birbirlerinden ayrıştırılmalarına karşın, her iki yapı kümesinin de yapıldıkları sırada endüstrileşmiş dünyanın tipik özelliklerini barındırdıkları gibi elle tutulur sonuçlara varıldı. Alanda bulunup vakit geçirdikçe, yapılan taramalarda derinlere daldıkça, paralel olarak kendiliğinden gelişen yer duygusu ile birleşen bu veriler, yenileme ve korumanın tasarım kararlarına ilişkin değerli ipuçları olarak devreye girdi. Durumu ve eldeki nesneyi gözeten, her spesifik karşılaşmada yeniden hesaba katarak hakkını veren dikkatli bir yenileme biçimi, bu oldukça yaygın projenin farklı parçalarının ortak paydası olarak kabul edildi.

Bu baÄŸlamda yüzleÅŸilen farklı yapılar içinde, yıllar önce yıkılmış ve sadece temel izlerinin görülebildiÄŸi iki büyük kazan dairesi yapısının, konvansiyonel bir rökonstrüksiyon olarak ele alınmaları yerine, kendilerine atfedilen yeni iÅŸlevin de içerildiÄŸi bir yorumla, bir anlamda soyutlanarak tasarlanmaları yoluna gidildi. Birbirinden kopuk ancak yine de birbirine çok yakın durarak çevredeki binalar yığınını tamamlayan bu iki yapı, ilk iÅŸlevlerini sürdürdükleri hallerindeki kitlesel varoluÅŸlarına uygun, ancak yüzey kurgusu olarak neredeyse “zamansız” denebilecek bir yönelimle yeniden kurgulandı. çaÄŸdaÅŸ olma, tam da yapıldığı günün mimari özelliklerini taşıma ve içinde bulunduÄŸu tarihi kontekstten ayrışma gibi alışıldık güncel yönelimlerin aksine, herhangi bir zaman dilimine sonuna dek angaje olmadan o yer ile hemhal olma motivasyonu, müze yapısının tasarım ölçütleri içinde en öne çıkan unsur oldu.

Yeni yapılar, tıpkı eski yapılarda olduÄŸu üzere, yoÄŸun ve ağır bir iç çekirdek ile onu ona olabildiÄŸince dokunmadan örten, hafif ve yarı geçirgen bir dış zırhtan oluÅŸturuldu. Eski yapıların zırhındaki duvar ve pencerelerin oluÅŸturduÄŸu delikli durum yerine, bu kez tüm yapının algısını homojenize eden bir metal tül, alt bölümdeki betonarme ayak üzerine basitçe oturtuldu. Böylece yapıların gündüz vakitlerinde bulundukları ortamın patinalı aurasına karışarak bir tür önemsizlik mertebesine kavuÅŸması, gece ise metal tülü tamamen görünmez kılan iç aydınlatmanın bu kez yapıyı sade bir fenere dönüştürmesi hedeflendi. Bu durum yapının bildik kapalı ve etraftan kopuk müze yapılarından ayrışmasına, serginin ve sergilenenin niteliÄŸine ve durumuna göre vaziyet alabilmesine olanak saÄŸladı. Bu sayede iç dolaşımın fragmanlar halinde Eyüp sırtlarıyla iliÅŸki kurabilecek.

Kapitalist liberal toplumlarda gittikçe yükselen pırıltılı mimarlık etkinliÄŸinin benimsenen ölçütleri ve yıldız-mimar mekanizmaları, abartılı rekreatif donanımlar ve satış çılgınlıklarıyla neredeyse tüm yapıları nesneler haline getirip müzeleÅŸtiriyor. Her yapının potansiyel bir meta panayırı olarak algılandığı bu dünyada, varlığını bir anlamda kendi kontekstine kapanarak sürdürme yönelimi ile tasarlanan Santralİstanbul Sanat Merkezi'nin “Gösteri Toplumu” ile nasıl yüzleÅŸeceÄŸini çok merak ediyoruz.

 

Görüntüler

Arkitera Harita'da
Haritayı büyüt
arkiteraforum
son yıllarda Türkiye'nin kazandığı en büyük değer ve yaptığı en hassas mimari dokunuş olsa gerek santralistanbul.
cemkocak
Yapıyı detaylı incelemedim, gezmedim, bu şekilde sağlıklı yorum yapmam mümkün olamaz ancak yapılan yorumları okuduğumda "Kaldırım ve tuvaletsizlik tartışmayıp mimarlık konuşacaksak" cümlesinin çok talihsiz olduğunu düşünüyorum.
ZORBA