“Birgün, birileri çıkagelip, mimara şöyle bir ‘brief’ verirse:
‘Öyle bir yer olsun ki, ormanların içinde kaybolmasın, duvarları denizle aşınmasın. Ne zihinlerimizi eritecek kadar sıcak, ne kalplerimizi üşütecek kadar soğuk. Düşlerimiz kadar renkli, düşüncelerimiz kadar tarifli. Öyle bir konak olsun ki bu, gözlerimiz uzağa, ellerimiz işe uzansın.’
İş zor demektir!
Mimar da önce oturup yazmaya başlar:
‘Reklamevi için tasarlanan bu yapı bence sahiplerine benzedi. Onlar da böylece yeni yapılarını sevdiler. Ya da şöyle diyelim: tasarımcının yapıyı ısmarlayan hakkında belirgin bir bilgisi, yorumu, sıcaklığı varsa, masaya oturmadan önce yapı, ‘olmazsa olmaz’ bir biçimde canlanmışsa iş bitmiştir. Aslında iyi yapılar işlevsel olur, çevreye uyar, kullanıcısıyla bütünleşir derler. Düz kolaycı bir çözüm bu. Çevresel kısıtlamalar; parsel, yönetmelik, kalfa, zihinsel kısıtlamalar; şemalar, tipolojiler, korkular birleşip standart, benzeşen, anonim mekanlar ortaya çıkarıyor. Başka türden, yöntemsiz bir örgü, olmayacak şeyler düşünüp karalamak heyecan verici ve daha kestirme çözümler oluşturuyor. Reklamevi tasarımında böyle oldu. Bir iki görüşmeden sonra program belirlendiğinde, çalışanlar tanındığında, yıkılacak olan kentiçi villası hüzünle gezildiğinde, giderek örnekleri azalan azınlık mimarisinin özenli cepheleri yakın sokaklarda arandığında, tasarım belirginleşmişti. Teknoljik, çağrışımlı, aydınlık, dışavurumcu, çeşitli, cayırtılı ve fakat kurumlaşmış, ağır, korunaklı, geometrik, renkli, derinlikli. Bu çelişkileri biraraya koymalı ama sentez yapmamalı. Yarım yıkılmış veya yarım başlamış bir şeyler olmalı. Tamam…
Kapının önündeyiz. Çağıran, biraz da ürküten renkli bir giriş. Siyah ama aydınlık bir lobi. Granit. Yüzlerce nokta ışık. Birşeyler sergileniyor olabilir. Biraz kağıt ve boya kokusu. Uğultu. Resepsiyonda dağınık ve özenli birileri. Telefonlar. Ardında geniş, yükseltisince kavranan, sonu olmayan dairesel bir merdiven. Her katta kare taşlıklara çıkıyor. Çalışma birimlerini birbirine bağlayan ikişer katlı iç boşluklar. Yoğun çapraz iç trafik için saydam ve aydınlık. Cephede kirli havalı ve gürültülü dış dünyaya bakan, kare pencereli odaların korunaklı dış yüzleri. Parselin şu ön köşesinde, dört kat üstüste çıkan klimalı bir sera. Ağaç mı dikerler, papağan mı beslerler, balon mu uçururlar kimbilir... Açık ve yüreklendirici idiler. Korkusuz ve zevkli bir iş oldu.’
Reklamevi yapısı, postmodernite tartışmalarının henüz başlamadığı bir dönemde, dönemini aşan bir yapı olarak, kullanıcılarından, mimari çevrelerden öte kentsel kamuoyundan da çok olumlu tepkiler aldı.”
Haydar Karabey |