Türkiye’de ilk kez bir işveren, yeni kurulan bankası için kurum kimliği istedi. Aslında çağdaş dünyada bilinen, uygulanan bu süreç, burada ilk kez tam anlamıyla, yöntemiyle denendi ve başarıldı. Böylece, tasarım tarihimizde yeni bir yolculuk başlamış oldu.
Bankanın yönetim kadrosu tarafından verilen brief; düzeyi ve ayrıntıları ile işin niteliğini belirledi: “mekan; çağdaş, saydam, hafif, içaçıcı, pratik, akışkan olmalı. Seçilen malzeme, ortamı ve kurumsal imajımızı belirleyecek. İnsanın kendini rahat, gerilimsiz hissedeceği uygar bir yapılanma. Herşey minimal ayrıntılarla çözülmüş. Aynalar, oymalar, büklümler olmasın. Yerler mermer değil, halı değil, seramik de değil ama ayak sesi duyulmasın. Bir günde birçok insanın işini göreceği sade bir altyapı: havaalanı benzeri…” (İ. Betil, 1991). O yılların banka mekan anlayışları anımsanırsa, Bankekspres’in gerçekten bu anlayışıyla yeni bir dönem açtığı ortaya çıkar. Birbirleriyle, daha çok bağırma yarışına girişen bankalar, kentsel yaşama alabildiğine katılıyor, cephelerde de bıktırıcı bir kakafoni yaratıyorlardı. Güvenlik yönetmelikleri de, “kafa geçmeyen parmaklık, saldırıya dayanıklı kapı” gibi koşullar ile bu görüntüyü daha da zorluyordu. Tüm kentin zemin katlarını işgal eden bu vitrin-imaj yarışı; sonuçta bir görüntü çöplüğü oluşturuyordu. Önerdiğimiz anlamlı alternatif “sessizlik ve gökyüzü” düşüncesiyle özetlenebilir. Böylece, zemin katlar seviyesindeki karmaşadan sıyrıldık. Az yansıtıcı bir cam düzlemi biraz geriye eğerek sokaktaki insana gökyüzünü kesintisiz ve net biçimde gösterdik (cam: eclipse blue-green, eğim: 1/15). Günboyu, sakince, değişken gök ışığını yansıtan bu cam düzlem, içinde bulunulan yapıdan, kurum renginde ince bir alüminyum başlık bandı ile ayrılıyor. Banka amblem logosunu taşıyan bant, sokak kotundaki insan bakışına dönük; içinden geceleri cam düzlemi yalayan bir yapay ışık süzülüyor. O zamanlar zorunlu olan koruma parmaklıkları; cam düzlemi taşıyan iç çelik konstrüksyona takılmış krome borular ile oluşturuluyor. Diğer malzemeler tümüyle, teknoloji, beyazlık, hafiflik üzerine dayalı… Çelik, krom, alçı, duvar örtüsü, alüminyum jaluzi, güvenlik kapıları, saydam cam tuğla, alüminyum stor, ral 9006 metal boyası, dekupe sacdan bükülerek üretilmiş minimal çizgili mobilyalar, alüminyum petek ışık örtüleri, gümüş ışlıtılı linoleum döşemeler...
Sonradan high-tech modası ile, deyim yerindeyse “suyu çıkarılan” bu malzemeler, bu “tekno-kimlik” çalışmasında ülkemizde ilk kez birlikte kullanıldılar.
Haydar Karabey
Şişli, Bakırköy, Kadıköy Şubeleri.
|