1987 yılında, eski İstanbul’un Marmara kıyısında, Cankurtaran’da Vakıflara ait, önceden Belediye tarafından yıkılmış ve arsası otoparkçılar tarafından işgal edilmiş bir sıra ev bütününün kurtarma projesi ile bir konaklama tesisi projesi hazırlanması işini aldık.
Dönüştürme çalışmasını, turizm sektörüne değin bilgilerimiz ve mimari birikimimiz doğrultusunda, ulaşabildiğimiz danışmanlar (örneğin; üniversite, Alman Arkeoloji Enstitüsü arşivleri) ve belgeler ile bitirdik. Önerdiğimiz çözüm, çevreyi ezmeyecek, hatta yönlendirecek düzeyde, “soft” bir mimariye ve kullanım biçimine dayalıydı. Yatırımcının ancak gerekli tüm onaylar da alındıktan sonra devreye girmesi, böylece projeyi deforme ederek zorlamaması bile hesaba katıldı. Projeler övgü ile onaylandı, sonra iş yatırımcısını bulunca inşaat başladı.
Ama, tam burada, mimarlık dünyasının bildik tüm olumsuzlayıcı aktörleri devreye girmekte gecikmediler. Elbette kendilerini, farklı bir görüş ileri sürmek zorunda hisseden yeni bir Belediye, yeni bir Bakan, yeni bir Kurul, her türlü mimari etkinliği ihanet sayan eski bildik Meslek Odası ve her zamanki “saygın” Öğretim Üyeleri…
Projemiz, bir de yeni önerilen işlevi açısından aniden yürürlüğe konan ÇED’den (Çevresel Etki Denetimi) sormadan, tartışmadan, tam bir yargısız infaz ile, olumsuz damgasını yedi. Tam altı yıl süren bir mücadele başladı. (Bu müthiş tartışmanın, özellikle odanın ve bazı öğretim üyelerinin davranışlarının ayrıntıları o denli tatsız ki, burada anlatmak bile istemem. Ancak, her zamanki gibi, bazı çevrelerin, işi, “siz bırakın biz yapalım”a kadar vardırdıklarını belirtmeliyim. Bir de biz ararken Üniversitelerde bir türlü bulunamayan rölöveler birer birer ortaya çıktılar. Biz de, her zamanki gibi, işe ayırdığımız zamanın ve enerjinin on katını çevreye yazılar yazarak, işi savunarak, yetki aşımlarını tartışarak harcadık. Şimdi o kişilerin bir çoğunun, üstelik, uygulama aşamasına gelinceye kadar ilk tasarım düzeyi epeyce yıpratılmış olan bu otelden keyifle yararlandığını da belirtmeliyim. Bu konudaki ve o dönemdeki, ÇED ile ilgili tartışmaların ayrıntıları için bkz. Arredamento Dekorasyon, 1992-11, s.50-57).
Bu süreçte tabi, bizim projenin bahçe olarak düzenlemeyi önerdiği alan yeni kişiler tarafından tahsis alınıp otele dönüştürüldü ve bizim proje alanı onların otoparkı oldu, çevrede mantar gibi “eski eser-yeni icat” oteller bitti, surlar yıkıldı, daha iyisini bilenler tarafından “yeniden” restore edildi filan.
Gecikmenin yarattığı zararı kapatma çabasıyla da proje, uygulama aşamasında bir iki darbe daha yedi. Şimdilerde, İstanbul’un hem doluluk oranı hem de beğeni oranı en yüksek tesislerinden biri olarak işletiliyor. Ben de bu otelin tasarımı bizim mi değil mi bir türlü karar veremiyorum.
Haydar Karabey
|